kürt sorunu ve chp

Zehirli Elma

Geçtiğimiz hafta sonu 25-26 Temmuz günü CHP Ankara’da 37. Olağan Kurultayını yaptı. Kemal Kılıçdaroğlu bir dönem daha partisinin genel başkanlığı koltuğunda kalmak üzere görev aldı. Kemal Kılıçdaroğlu için genel başkanlığının ilk onuncu yılının dolmasına denk gelmesi nedeniyle, bu kurultay onun nezdinde önemli bir anlam ifade etti. En azından geride kalan on yıl içerisinde ne yapıp, yapmadığını, gücünün ne olduğunun daha özlü bir ifadeyle de kendi gerçeğini hem kendisi hem CHP delegeleri hem de kurultayı izleme fırsatı olanlar bir kez daha görme fırsatını buldu.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Deniz Baykal yerine o koltuğa oturduğu günü hatırlayanlar, o günkü haliyle, bugünü arasında olan farkı görecektir. Biyolojik anlamda yaşanan bir değişimi, o koltuğa on yıl gibi bir süre oturmanın verdiği alışkanlığın alametleri dışında eğer bir değişiklik olmuşsa da, bunu fark edecektir.

Bu konuda Kemal Kılıçdaroğlu’nun on yıl öncekine oranla biraz daha tecrübeli bir sistem politikacısı haline geldiği dışında her hangi bir farklılığın, CHP’nin de; Deniz Baykal’dan devralınan CHP’den bir adım öne geçtiğini söylemenin mümkün olmadığını öncelikle belirtmekte yarar vardır. Kemal Kılıçdaroğlu’nun “İkinci Yüzyıl Programı” olarak okuduğu ve delegelerin onayına sunularak “oy birliği” ile kabul edilen  yazılı metnin iki yerinde “Kürt sorunu” sözcüğünün geçmiş olması da bu gerçeği değiştirmemektedir. CHP’nin daha önce de “Kürt sorunu” üzerine belirtmiş olduğu görüşlerle karşılaştırıldığında benzeri bir sonuca ulaşmak mümkündür.

Burada çok açık bir şekilde belirtmek gerekir ki, CHP’nin “Kürt sorunu” derken çözümüne dair belirttikleri her isteyenin kendine göre sonuç çıkarmasına imkan tanımaktadır. O nedenle bir MHP ve AKP’li orada belirtilenlerden çok kolay bir şekilde “çöktürme planında” ön görülen hedefe ve Turancı “kızıl elmacı” programa ulaşma amacının izlerini görebilir. CHP’nin Efrin işgalinin, bir bütün olarak Rojava ve Başuré Kürdistan işgal saldırılarının, yine Bakuré Kürdistan’da yürütülen tüm soykırım saldırılarını kayıtsız-şartsız destekleyerek, hazırlanan karar metinleri altında imzasının olması yine Libya işgal saldırısı ile Ermenistan- Azerbaycan arasında silahlı çatışma ve ölümlere neden olan sorunda saf belirleyen tutumu böyle bir sonuç çıkaracak olanlar için bir teminat olma gibi bir anlam ifade etmektedir.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun okuduğu bahsi geçen yazı metni içerisinde “yeni bir anayasa” ve “cumhuriyetin demokrasi ile buluşturulması” gibi sözcüklere yer yerilmiş olması da CHP’nin, MHP ve AKP’ye vermiş olduğu bu teminat ile çelişmemektedir. Aksine “kötü kraliçenin”, Pamuk Prensese zehirleyerek verdiği/yedirdiği al “elma”yı andırmaktan öte bir anlam ifade etmemektedir.  Hatta Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin “birinci yüzyılının başlangıcını” oluşturduğunu belirttiği, Ankara Meclisi’nin açılış yılında hazırlanan ilk anayasa metninin bile bir savunusu değildir. Ankara’da ilk açılan meclis; Erzurum’da, Sivas’ta toplanan kongre bileşiminde farklı değildir. Söylem olarak da birbirlerinin reddi değillerdir. Bir sürekliliği anlatmaktadır. “Teklik” üzerinde kurulmamıştır. Kürtler, Lazlar, Çerkezler vb. topluluklara mensup olanlarda kendi kimlikleri ve bu kimlikle anılan ülkelerinin temsilcileri olarak o mecliste yer almışlardır. Kendilerini Kürdistan ya da Lazistan mebusları olarak tanıtmışlar ve kayıtlara öyle geçmiştir. O mecliste hazırlanan ilk anayasa metni de böyle bir özellik taşımıştır.

Ama o meclisin açılışını “ilk yüzyılının başlangıcı” olarak kabul eden Kemal KıIıçdaroğlu bunu yok saymıştır. Onun yerine, bu ilk anayasa metninin inkarı olan “teklik” üzerine kurulan ırkçı, faşist bir karakter taşıyan 1924 Anayasa’sını esas aldığını açıklamıştır. Böylece 1924 Anayasa’sının kabulünden sonraki İstiklal Mahkemelerinin, Şark Islahat Planının, yaşanan Kürt soykırımlarının, Rum, Yahudi tehcirleri ile mal ve mülklerine el koyma kararlarının, katliamlarının savunuculuğunu yaparak devamcısı olacağını belirtmekten de geri kalmamıştır.

Ankara’da 25-26 Temmuz tarihleri arasında yaşanan CHP kurultayı da bunun belgesi olarak tarihe geçmiştir. O nedenle de hiç kimse Kemal Kılıçdaroğlu’nun elinde sunduğu “İkinci Yüzyıl Programı” olarak gösterdiği, elinde tuttuğu  “kızıl elmanın” allığına inanmasın ve kendini “Pamuk Prenses” yerine koymasın.

Cumali Doğan

Bu haberi beğendiniz mi? Bültenimize katılarak haberdar olun!

Yorumlar

Yorum yapabilmek için giriş yapmış olmanız gerekir.

Yazar Hakkında