Yer Yatağından Düşmeyen Çocukluk: Büyüdüğümüz Evlerin Sessiz Hikayesi
Büyüdüğümüz evler, yalnızca birer yapı değil; ruhumuza işleyen izlerle dolu birer hatıra deposu. Çocukluk yıllarında yer yatağından hiç düşmeyen o masum günler, belki de kalplerimizin en korunaklı köşesine yerleşiyor.
Geceyi aydınlatan kızıl ışık, sobanın üzerinde kaynayan çaydanlıkla bir oyun gibi tavanda dans ederdi. Sobanın huzurlu cızırtısı, kuru kayın dallarının görmüş geçirmiş halleriyle birleşir, sanki bir filarmoni orkestrasına dönüşürdü. Oysa o yıllarda, bu huzurlu melodilerin bir filarmoni olduğunu bile bilmezdik. Yetişkinlikte karşılaşacağımız zorlukların farkında olmayan çocuk aklımız, her şeyi olduğu gibi kabullenirdi. Bugün anlıyoruz ki o günlerde bilmediğimiz her şey, sonradan ağır bedeller ödeyerek öğrenmek zorunda kalacağımız hayat derslerinin birer parçasıydı. Ve rüyalar… Uzun ve huzurlu rüyalar, masallarla koyun koyuna geçen geceler… Yer yataklarının fısıltıları, bizlere yalnızca birer uyku arkadaşı değil, aynı zamanda hayatın sırlarını taşıyan saklı birer mesajdı. Çocukluğumuzun yer yatağı, belki de sadece bir yatak değil, bizi hayata hazırlayan ilk öğretmenimizdi.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.