Iğdır’da yaşanan su kesintisi artık bir altyapı sorunu değil, açık bir yönetim ve sorumluluk krizidir.
Günlerdir devam eden bu kesinti, teknik bir mesele olmaktan çıkmış; yönetim anlayışının, sorumluluktan kaçma refleksinin ve algı üretme çabasının somut bir göstergesi hâline gelmiştir. Vatandaş belediyeden su talep ederken, belediye çözüm üretmek yerine bahaneler sıralamaktadır.
Belediye Başkanı tarafından yapılan son açıklama ise sorunu çözmek bir yana, çelişkili ifadeler ve yakışıksız bir üslupla krizi daha da derinleştirmiştir. Belediye Başkanı açıklamasında barajın planlanandan önce su tutmaya başladığını ifade etmektedir.
Bu durum bizim için bir başarıdır; ancak aynı zamanda belediyenin hazırlıksız yakalandığının da itirafıdır. Erken tamamlanacağı bilinen bir projede geçiş sürecini planlamak ve alternatif kaynakları devreye almak, belediyenin asli ve ertelenemez sorumluluğudur.
DSİ tarafından, barajın ilk su tutma sürecinde mevcut kaynakların yetersiz kalacağı açıkça bildirilmiş; alternatif kaynakların hazırlanması gerektiği defalarca ifade edilmiştir.
Buna rağmen hiçbir hazırlık yapılmamış, öngörülebilir bir süreç krize dönüştürülmüş ve bu krizin bedeli Iğdır halkına ödetilmiştir.
Belediye Başkanının açıklamasındaki çelişkiler de dikkat çekicidir. Bir yandan “tüm depoların dolu olduğu” ifade edilirken, diğer yandan günün büyük bölümünde su kesintisi uygulanacağı belirtilmektedir. Bu çelişki, sorunun doğa koşullarından değil; yetersiz planlama ve ciddi bir yönetim zaafından kaynaklandığını açıkça ortaya koymaktadır.
Ne yazık ki Belediye Başkanı bu ciddi tabloyu izah etmek yerine, hakaret içeren, küçümseyici ve seviyesiz bir dil kullanmayı tercih etmiştir.
Kamu görevinde bulunan bir yöneticinin kişisel ithamlar, alaycı ifadeler ve tehdit imalarıyla konuşması kabul edilemezdir. Bu üslup çözüm üretmediği gibi, içinde bulunulan krizi daha da ağırlaştırmaktadır. Gürgüre suyu üzerinden yapılan değerlendirmeler de gerçeği çarpıtmaya yöneliktir.
Kimse arsenik içeren suyun verilmesini talep etmemektedir. Sorulan soru son derece açıktır: Bu riskler biliniyorken neden alternatif kaynaklar zamanında hazırlanmadı? Neden geçiş süreci yönetilmedi?
Bu sorulara bugüne kadar kamuoyunu tatmin edecek tek bir cevap verilmemiştir. Aynı şekilde adli yardım protokolü üzerinden yürütülen tartışmalar da konunun özünden bilinçli bir sapmadır. Eleştiri; adli yardıma ya da kadınlara yönelik değildir.
Eleştiri, “bütçe yok” denilerek personelin işten çıkarıldığı, sosyal yardımların kaldırıldığı bir dönemde belediyenin önceliklerinin yanlış belirlenmesine yöneliktir.
Bu bir kaynak değil, öncelik meselesidir ve tercih açıkça yanlıştır. Malvarlığıma ilişkin yapılan ithamlar hakkında da şunu açıkça ifade ediyorum: Hesabını veremeyeceğim tek bir kuruş yoktur.
Bu nedenle bahsedilen hukuka ihtiyaç duymayacağım. Ancak kendilerinin ihtiyacı olacak hukuku ben çok iyi biliyorum. Siyaset; hakaret etmek, bağırmak ya da sorumluluğu başkalarına yüklemek değildir. Siyaset; öngörmek, hazırlık yapmak ve krizi yönetmektir. Iğdır halkı bugün mazeret değil, çözüm istemektedir. Algı değil, musluğundan akan temiz su istemektedir.
Belediye Başkanı “Eleştiriler popülist” diyor. Popülizm, halk susuzken sorumluluğu başkasına atmaktır. Popülizm, hakaret ederek gerçeği örtmeye çalışmaktır.
Ayrıca Belediye Başkanı açıklamasında siyasetin çözüm üretme sanatı olduğunu ifade etmekte, ardından “Halkı en kötüye razı etme planı içindeyiz” demektedir. Bu ifade, mevcut yönetim anlayışını açıkça ortaya koymaktadır.
Şehirde çöpler doğru düzgün toplanmıyor, yollar köstebek yuvası, sular akmıyor. Halkı en kötüye hazırlama planı budur. Bu sözlerden sonra kamuoyunun takdirine bırakılacak fazla bir husus da kalmamıştır. Gerçekler ortadadır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.